Akşam üstü güneş batmadan etrafı keşfe çıktık. Bu arada kamp yerimizde rocker tipli kişilerin olması da bizi buraya getirmişti. Kimse kimseye karışmıyor. Gece geç saatlere kadar mini bar gibi bi yerde müziğin devam etmesi çocuklu aileler için olmasa da (ki çocuklu gelenler de vardı) çiftler ve hayvanlardan korkmayanlar için uygun bir ortam. Elemanların çoğunun köpeklerinin olması, köpeklerin çadırların arasında dolaşmaları, yemek saatlerinde sahiplerinin peşinde masaların sandalyelerin arasında dolaşmaları eğlenceli bir ortamdı. Nerde kalmıştık etrafı keşfedelim dedik. Denizde biraz serinledikten sonra kamp hayatını bilenlerin ve lükse çok önem vermeyenlerin anlayışla karşıladığı duş yerlerinde duşumuzu aldık.
Kamp alanının biraz ilerisinde tepeden sonra sahile inen bir yol keşfettik ve Gökçeadanın rum müziklerinin yankılandığı Kaleköy'e indik. Gün batımının her renginin denizle dans ettiği bu sahile bayıldık.
Kaleköy'ün deniz ve gün batımının birleşiminde insanın yüzünü okşayan rüzgarında müzikler eşliğinde balığımızı yedik. Bugün yolculuğumuz biraz uzun sürdüğü için yorulduğumuza ve yarın adayı keşfe çıkacağımız için de dinlenmemiz gerektiğine karar verip çadırımıza geri döndük.
Gece rüzgar o kadar güçlüydü ki bi ara çadır uçacak sandım ama sabaha karşı şiddetini azalttı ve sonunda uyuyabildim. 10:00 gibi acıktık artık diyerek kahvaltıya geçtik. Kamp ücretinin içinde kahvaltının da olması bizim için avantajlı oldu. Açık büfe kahvaltımızı yaptıktan sonra bir de bulunduğumuz koyu keşfedelim dedik. Ve Gökçeada'nın meşhur peynir kayalıklarının devamı olduğu söylenen kayaları bulduk. Bu kayalıkların bir de efsanesini dinledik.
Efsane, sayısız keçi ve koyuna sahip olan zengin, inatçı, cimri ve yaşlı bir kadınla ilgilidir. Yaşlı kadın, cennete gidebilmek amacıyla bir çok yuvarlak kalıp peynir yapmış ve bunları üst üste sıralamış. Ama kimseyle paylaşmamış. Tanrı, ona kızmış ve cezalandırmış. Mart ayının birinde, yağmur, kar ve şiddetli rüzgarlar göndermiş yaşlı kadının üzerine. Kadın ve peynirler donmuşlar. Peynir kalıpları taşa dönüşmüş. Daha sonra insanlar bu kayalara, peynir kayaları demişler.

Aydıncık koyundan sonra Eşelek,Uğurlu, Laz Koyu, Zeytinliköy ve Tepeköy'ü gezdik Tepeköy adından anlaşılacağı gibi tepede bir köy. Bu köyün yine tepesinde 600 küsür yıllık meşhur çınar ağacı bizi karşıladı.

Ve bugünlük turumuzu tamamladık. Kamp yerimize varmadan önce acıktığımızı fark ederek bir gün önce aklımızda kalan Kaleköy Limanın girişindeki seyyar arabasının önünde kuyruğun olduğu kokoreççi abimize uğradık.:) Yine limandaki hediyelik eşya stantlarından adanın simgesi meşhur keçi- koyun magnetlerinden ve ağaç dalları ile yapılmış süs eşyalarından aldık. Kampımıza geri dönüp adanın son gecesi için uykuya daldık.
Gökçeada'yı da Bozcaadayı da görmüş birisi olarak iki ada arasındaki bir kaç farktan bahsetmeden geçmek istemedim. Az önce de belirttiğim gibi Gökçeadaya arabayla, Bozcaadaya arabasız gitmeniz gerek.Yine Gökçeada'nın belli yerlerinde muhafazakar aileler varken Bozcaada da çok fazla rastlamadım. Ve bir çok kişinin de özellikle dikkat ettiği ücretler; Gökçeada bize daha ucuz geldi. Bozcaada daha sosyetik olduğu için olabilir diye yorumladık. Her iki adanın da ortak noktası ise çokkkkkkk güzel ve bol rüzgarlı ve mutlaka gezilmesi gereken yerler olması.
Yeni yerlerde görüşmek üzere:))
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder